Mélnik

Trenle git, bisikletle dön serisinin yeni bölümünden sevgiler, selamlar! Bu seferki istikamet Mélnik! (okunuşu “Miyelnik”, “Melnik” diye telaffuz edince yüzünüze bakıyorlar sadece) 🙂

Mélnik, Prag’ın (kuş uçuşu) 30 km kuzeyinde bulunan bir kasaba.

15 yüzyıldan uzun süredir yerleşim merkezi olan bu yer iki açıdan oldukça ünlü; ilki şarabı. Hristiyanlık’ın Bohemya’da baş göstermesiyle birlikte kiliseye hizmet emek üzere Mélnik’te üzüm bağları kurulmuş. Şarap üretimi bugün de devam ediyor.

İkincisi ise Vltava ve Elbe nehirlerinin birleştiği nokta oluşu. Vltava Nehri, Çek topraklarında doğup, Elbe Nehri ile birleşene dek 430 km boyunca Çek topraklarında akıyor, yani ulusal bir nehir. (okurken bunu dinleyebilirsiniz)

Elbe (Labe) Nehri de Çek topraklarında doğuyor (Polonya sınırı yakınlarında), ancak çok daha uzun bir yol katederek (kimi kaynaklara göre 1’100 km, kimi kaynaklara göre ise 1’160 km) Almanya’nın kuzeyinde Kuzey Denizi’ne dökülüyor.

Continue reading

Posted in Avrupa, Bizim Gezi Yazılarımız, Cek Cumhuriyeti, Gezi Yazıları | Leave a comment

Auckland Volkanları

Bu güzide şehrimizde meğer 53 tane volkan varmış. Bisiklet sürmeyi zorlayıcı hale getiren iki faktörden biri bu volkanlar diğeri de yağmurlar. Bir mahalleden öbürüne giderken mutlaka bir iniş çıkış yapıyorsunuz, sahil hattı dışında öyle dümdüz basayım diyebileceğimiz bir şehir değil.

Continue reading

Posted in Bizim Gezi Yazılarımız, Gezenlerin Yazdıkları, Gezi Yazıları, Yeni Zelanda | Leave a comment

Kutná Hora

Prag’tan trenle 2-3 saatte ülkenin neredeyse her köşesine gitmek mümkün. Böyle olunca hafta sonları bir yer belirleyip bir gün gezmeye bir gün de bisikletle güzel yollardan geri dönmeye ayrılabilir aslında.

Bu hafta sonu, uzun zamandır merak ettiğimiz Kutná Hora’ya gitmeye karar verdik. Hava durumu, hafta sonu sıcaklığın 5-6 derece daha düşeceğini bildiriyordu ve geçen hafta başından beri bir tülü kurtulamadığım bir boğaz ağrısı ile uğraşıyordum. Cumartesi sabahı uyandığımda hava durumuna baktım; -13 derece gösteriyordu ama güneşliydi çok şükür!!

 

 

 

Continue reading

Posted in Avrupa, Cek Cumhuriyeti, Gezi Yazıları | 2 Comments

Auckland’ın Doğu Kıyıları

This gallery contains 56 photos.

İstanbul’lu bir pedalbasıcı olarak 1 Ağustos itibariyle taşındığımız dünyanın öbür ucundaki bu güzide şehrimizde bisiklet ana ulaşım aracımız oldu desek yeridir. İstanbul’da yaşarken Kilyos’ta oturuyorduk. İşim ise Beylikdüzü’ndeydi, gidiş geliş 130 km. Heyecan stres az gelmiş olacak ki tam ters … Continue reading

More Galleries | Leave a comment

Karlštejn

Gün geçtikçe alışmaya ve daha çok sevmeye başlıyorum Çek Cumhuriyeti’ni (yeni ama henüz benimsenmeyen adıyla Çekya’yı). Bunun birkaç sebebi var;

  • İstanbul’dan çıkıp gelince aptala dönmüyorsunuz, uyum sağlaması kolay.
  • İnsanlar, bazı ülkelerdeki gibi şımarık, ukala değiller (genelleme için kusura bakmayın), tamam çok sıcakkanlı sayılmazlar ama en azından medeniler ve kendi işlerine bakıyorlar; size de karışmıyorlar.
  • Kavgacı ya da huzursuz değiller. Son 300-400 yıldır da pek savaşmamışlar zaten. İsteyene vermişler ülkeyi “Nasıl olsa sonra ger alırız” deyip ve çoğunlukla da -biraz az, biraz fazla- geri almışlar memleketlerini.
  • İnsanların öncelikleri lüksten ziyade günlük ihtiyaçlarını karşılamak. Biraz geçmişin, biraz da bugünkü ekonomik şartların etkisiyle, insanlar çılgın gibi tüketme alışkanlığından kısmen uzaklar (en azından görebildiğimin büyük bir kısmı)
  • Her ne kadar Avrupa’da da olsanız bir tarafı hâlâ “eski” olan bir ülke. O eskiliğin içinde aradığınız her ne ise denk gelme ihtimaliniz yüksek. Ortaçağa ya da daha yakın tarihe dönmek isterseniz zorlanmadan yapabilirsiniz bunu.
  • Her yere çok yakın ve küçük bir ülke olması nedeniyle gezmesi, görmesi son derece kolay.
  • Tren yolları çok güzel, trenleri de güzel ve ulaşım fiyatları oldukça uygun. (otobüs fiyatları da aynı şekilde)
  • Bisiklet yolları -şimdilik sadece Pragtakiler için söyleyebilirim- baya güzel ve bisiklet yolları üzerinde bira bahçeleri var! (Öyle ki nehrin sağ yakasındaki yoldan kuzeye doğru giderken yolun bir bölümünde 5 kilometrelik mesafede 6 tane bira bahçesi varmış, uzun bir yol yani…) 🙂
  • Meraklısına not; sokakta ot içmek serbest (püfffff)

Bunları sıraladıktan sonra, yukarıdaki maddelerden birkaçını bir araya getiren bir gezi yazısı paylaşmak istedim sizinle. Continue reading

Posted in Avrupa, Cek Cumhuriyeti, Gezi Yazıları | 1 Comment

Nereden gelir bu nehir, nereye akar?

28 Eylül’de Prag’a geldik, daha doğrusu taşındık. Güzel bir şehir Prag, İstanbul’a kıyasla oldukça küçük ve sakin. Şehrin tam ortasından Vltava Nehri geçiyor; o da şehir gibi sakin ve güzel.

Geldiğimden beri Vltava’nın aşağısında ve yukarısında ne olduğunu görmek istiyordum. Çok küçük de olsa bir kısmını görebilmek için bisikletle “aşağı doğru” pedal bastım.

Öncelikle şunu söyleyeyim, burası bisiklete binmek için çok müsait bir şehir. Oldukça iyi bir bisiklet yolu ağı var şehirde. Merkezde ya da merkezin dışında olsun fark etmiyor, etrafta bisikletliler için konmuş sarı tabelalar görüyorsunuz. Bu tabelaların bazıları biraz daha büyük ve üzerlerinde yol numarası, istikamet ve mesafe bilgileri bulunuyor. Bazıları ise daha küçük ve sadece üzerinde olduğunuz yolun hangisi olduğunu ya da … numaralı yola girmek için hangi yöne dönmeniz gerektiğini gösteriyor. Hatta karışıklık olması muhtemel noktalarda yere boya ile oklar çizildiği de oluyor. A1 ve A2 popi yollar, nehrin sağ ve sol kıyısı boyunca uzanan yollar bunlar.001

Continue reading

Posted in Avrupa, Cek Cumhuriyeti | Leave a comment

I’m a pedalbasıcı in New York

Efendim New York’a geleli 10 gün oldu ve bu şehirde bisikletle ulaşım konusunda bir takım tecrübelerim oldu. İşe bisikletle gitmeye başladım, çünkü olması gereken de bu.

2014-06-20 19.54.50

Öncelikle sizi ev arkadaşım Uğur’un bana ödünç verdiği bisikletle tanıştırayım. Kendisine burdan teşekkürlerimi ileteyim.

Burası dümdüz bir şehir olduğundan insanlar hafif, vitessiz ya da az vitesli bisikletler kullanıyor. Ben Manhattan’a köprüden gittiğim için benim bisikletin vitesli olması iyi oldu.

New York’ta, özellikle Manhattan’da çok fazla sayıda ve kaliteli bisiklet yolu var.  Aşağıdaki haritadaki yeşil yollar bisiklet için özel yapılmış yollar, maviler bisiklet şeridi barındıran araba yolları, kırmızılar ise bisiklet şeridi olmayan ama bisikletlilere tavsiye edilen araba yolları.site6

Dün akşam işten dönerken mavi yollardan birinden aşağıdaki fotoğrafı çektim. Görüldüğü üzere gayet rahat bir bisiklet yolu. Bir yan taraftaki trafiğe bakın bir de bisiklet yoluna. Mis gibi değil mi? Gerçi bisiklet yolları da bazen dolu olabiliyor, özellikle Manhattan’ın ortasında (midtown).

Continue reading

Posted in yok | Leave a comment

Yine kara adamlarla bisiklete bindim…

Bu sefer Kenya’nin komsusu Tanzanya’ya. Cunku orada Kilimanjaro dagi var. Bir de Afrika’da baska ulke gormek icin. Aslinda batidan doguya gittikce insanlarin rengi degisiyormus ama burada guneye dogru indigimden herhalde, hepsi ayniydi.

2013-12-24 11.05.17

Continue reading

Posted on by cobanodeccaltes | Leave a comment

cenabet

Günlerden bir iş günü. Havalar henüz serinlememiş ama sabahları 19 derece civarlarında sıcaklık. Hayatında dengeyi yakalama peşindeki bazı çalışanlar gibi ben de işe bisikletimle gitmeye yelteniyorum. Bundan bir önceki işimde de aynı sevdaya yakalanmış ama iş yeri Barbaros Yokuşu’nun tepesinde olunca egzoz dumanı içerisinde bu yokuşu çıkacağıma bir paket sigara içerim daha iyi deyip vazgeçmiştim. Şimdiki iş yerim Kefeliköy’de. Bilmeyenler için sahil şeridinde Tarabya’nın ilerisinde kalıyor diye açıklayayım. Kefeliköy bisikletle gitmeye uygun. Evden uzaklık yaklaşık 20 kilometre. Yol keyifli. E daha ne!
Mesai 8’de başlıyor. 7:40’da iş yerinde olup mümkün olduğunca elimi yüzümü temizlerim; 6:40’da evden çıksam yeter diye hesap yapıyorum.
İş kıyafetlerimi bisiklet heybeme tıkıştırmış, tatlı tatlı başlıyorum pedallamaya. Kuruçeşme’ye kadar trafiksiz caddelerin tadını çıkarıyorum. Dükkan açan esnafa selam vermeler… Keyfim yerinde. Kuruçeşme’de karşıdan esen rüzgarı hissediyorum. Challenge accepted! Bas gaza aşkım bas gaza!
Arnavutköy’den Bebek’e inen hafif yokuştan istediğim verimi alamayıp da pedallamaya devam etme ihtiyacı hissedince tadım kaçıyor az. Planladığım vakitte ofiste olmak için abanmaya başlıyorum. Yollar nispeten boş, sağımda deniz.. oh..

Kefeliköy’e yaklaştığımda iş yerimin olduğu “otoban”a girmeden ara sokaktan gitmek için geçebildiğim bir yerden yolun karşısına geçmeye karar veriyorum. 100 m gibi bir uzaklığı trafiğin tersine gitmem demek bu. Deniz kenarında balık tutan bir kaç kişi var, yol boş. Karşıya tin tin geçerken karşı yönden hızla gelen motoru fark ediyorum. Gök gürültüsü gibi ses çıkardığı için “enem hızlı geçem bu beni görmez” diye pedala abanıyorum ve hızımı alamayıp tekeri kaldırıma sürttürüyorum. Dengem kayboluyor, kendimi tatlı tatlı kaldırıma bırakıyorum.
Motor durmadan geçip gidiyor elbette. Ben de sallamadan ayağa kalkıp gidecekken balık tutanlardan biri “İyi misin?” diyor. “İyiyim ben ya dizimi sürttüm sadece.” deyip yırtık taytımı gösterip sırıtıp basıp gidiyorum.
Hedeflediğim gibi 7:40’ta ofisteyim. Gıcıklık olsun diye peyzajın ortasına bir ağaca kilitliyorum bisikleti. Ofise çıktığımda iş yetiştirmek için erken gelen bir arkadaşım günaydın diyor. Çantalarımı bırakıp kadınlar tuvaletine..
Yüzümü yıkadıktan sonra, dizimdeki sıyrığı yıkarken içerideki hatun tuvalete giriyor. “Aaa iyi misin? N’oldu? Düştün mü ya? Nasıl oldu?”
“Yeaa bir şey yok sürttürdüm sadece.”
“Temizleyelim mi? Yara bandın var mı?”
“Yeaa gerek yok zaten ufak. Ben giyineyim.”
Bi süre daha “Emin misin?”, “Ya valla bak iyiyim.” şeklinde mücadele ettikten sonra hatunu başımdan savıp giyinmeyi başarıyorum.
Bundan sonraki 10 saat bildiğin iş.
“Oh yeah vuhuu!” diye başlıyorum dönüş yoluna.
Tarabya’da tüm arabalar solumdan vızır vızır geçerken yine karşıdan esen rüzgara okkalı bi’ küfür sallıyorum. Sabahın o tatlılığından eser yok. Trafik leş. Kamyon bile var!
Kendimce kamyonlarla yarışarak Baltalimanı’na kadar geliyorum ama rüzgara karşı kasmaktan yorulmuşum zaten. Polisevinin oralarda tekerimin patladığını fark ediyorum.

Bundan bir kaç gün önce Beşiktaş’ta bisikleti kilitlediğim yerde sele altı çantam çalınmıştı. Ne yedek iç lastik ne yama seti.. Off mal mısın kızım yaa yedek iç lastik 5 lira mı ne! Patlayacağı varmış neyse..
Bisikleti bıraksam mı diye düşünürken, taksinin teki yavaşlıyor daha ben el etmeden.
“Bisikleti de alır mısın?”
“Nereye gidiyorsun? Bagaja sığar mı?”
“Ön tekeri çıkaracağım, sığdırırız.”
Bagaja sığdıramıyoruz ama ben adamın konuşmasına bile izin vermeden arka koltukların araya tıkıyorum bisikleti. Ön tekeri de atıyorum bagaja. Adam uyuz oldu. Koltuklar yağ oldu mu diye baktı.
Dolayısıyla ön koltukta yerimi alıyorum.
Normal bir günde taksiyle eve gittim tekeri yama yaptım diye bitirmem gerek hikayeyi ama bugün cenabet.
Ön koltukta oturunca taksiciler hep muhabbet açıyor zaten. Bisikletle başlıyoruz muhabbete, o da motor seviyor. İstanbul trafiğinde zor değil mi?
Sonra öğrencisin sanırım diye devam ediyor. Okul mokul, iş güç konuşuyoruz. Kaç para kazanıyorsun? Benim bir müşteri var bankacı, şu kadar kazanıyor ama haftada 80 saat çalışıyormuş. Vay anasını!.. Taksiciler de çok çalışıyor hayat boyu yapılacak iş değil yani. 30 saattir arabadayım inanır mısın?
Sonra memleket.. Aa benim bir arkadaş askerliğini orada yaptı.
En sonunda muhabbet İstanbul’daki hayatımızdan memnun olup olmamaya geliyor. Taksici Beşir benle ilgili tespitini dile getiriyor (bu sıralarda eve yaklaşmışız): “Sen iyisin yaa.. Keyif alıyorsun hayatından. Gitmezsin sen. Tutturmuşsun düzenini. Senle birgün bi rakı içelim ne dersin? Rakı-balık..”
Yan gözlen bakıyorum: N’oluyo la? Herif yazıyor mu hakikaten muhabbet mi etmek istiyor? E tabi ki yazıyor kızım saf mısın!
Adamı şaşırtıp “Tamam” diyorum. “Numaranı ver ben ararım seni.”
Eli ayağına dolaşıp telefonunu çıkarıyor. “Sen ver numaranı burada bekleme yapamazsın ben sonra çaldıracağım seni..” (o sırada arabalar kuyruk olmuş dat daat).
Numarasını bağırıyor bisikleti tıktığım yerden çıkarırken. Ben de ayarsızca ayı gibi kapattım bagajı.
Hadi bay.
Bisikletin tekerini olduğum yerde takıp tin tin eve doğru yolun karşısına geçiyorum.
“Çaldırmadın hala!” diye bir ses duydum arkama baktım: Bir tur atmış geri gelmiş Taksici Beşir ama trafikten duramayıp basıp gitti.
“He hee çaldıracam bi’ dur hele”

Posted in yok | Leave a comment

“İnsan yiyen aslanların oradan geçeceğiz ama gece çıkıyormuş onlar” – 19.10.2013

ikinci gün

Dun aksam yemeginde “sabah 4’te kalkip, kahvalti edip, 5’te yola cikacagiz” dendiginde benden soyle bir ses cikti “hehehehahahahaha”. Benden baska kimse gulmedi. Saka yapmamislar, gercekmis. Aglayarak yatip aglayarak uyandim. Ilk kalkip hazirlananlardan biri de bendim. Grubun Alman’i. Highway View Hotel’in tum odalari doldu dun gece ve her odanin kapisinda da bisiklet vardi.

2013-10-19 06.46.04
Continue reading

Posted in Afrika bisiklet turu, Bizim Gezi Yazılarımız | Tagged , , | Leave a comment